• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

KORKU SOKAK DÖVÜŞÜNDE BAŞARIYIENGELLER Mİ

Genç karateka; ‘ Gerektiğinde dövüşmeden çekinmem, ama tek korktuğum şey bıçak v.b. şeylerle bana saldırılması, o zaman ne yapacağım, nasıl davranacağım, bu konuda ne tavsiye edersiniz? ‘ diye soruyor. Bu sorunun yanıtını merak eden sadece bu genç karateka arkadaşım değil! Ve bu korkuyu da yüreğinin derinliklerinde taşıyan da yalnızca o değil!

Bu korku, karnını doyurmak için her gün kıyasıya dövüşmek zorunda kalan sokak çocuklarının da, dövüş sanatlarında sifu derecesine ulaşmış üstatlarında en büyük handikaplarından biri!

 

Aslında bu korku insani ve olağanüstü derecede de normal bir duygu… Üstelikte çok iyi bir şey! Korkmak; korkaklık değil, ikisi de birbirinden çok farklı şeyler!

İngilizce karşılığı; N.Cowardice, Fransızca karşılığı; poltronneria (la) olan korkaklık olmayacak şeylerden bile korkmak anlamına gelir. Korkaklar hemen her şeyden korkarlar. Peygamber Efendimizin dediği gibi ‘Korkakların dosta karşı cüretkâr olmak, düşmandan ise çekinmek’ gibi hain bir tarafları da vardır. Korkak duygularını kontrol edemez, duyguları onu kontrol eder!

 

Korku ise beynin yarattığı bir yanılsamadır. Bilinçaltımız biz farkında olmadan saniyelik sürelerde bile on binlerce bilgiyi depolar. Korku küçüklükten bu yana tanıdığımız ve bilincimizde var olan bir duygudur. Korkulacak şey meydana geldiğinde beynimizde Amigdala adını taşıyan bölümü uyarır. Amigdala korku dediğimiz duyguyu meydana getirecek kimyasalları salgılar.

 

Bu uyarı Amigdala tarafından bilinçaltına gönderildiği takdirde adı fobi olur. Yani korku otomatikleşir. Bir köpek bize saldırdığında durup onun yanımıza gelmesini ve bizi ısırmasını beklemeyiz. Köpeğin bizi ısırmasından korktuğumuz için ya tabanı yağlayıp kaçarız, ya da elimize bir taş veya sopa alıp kendimizi savunuruz.

 

Yanmaktan korktuğumuz için ateşi elimizle değil maşayla tutarız. Çiğnenmekten korktuğumuz içinde üzerimize doğru gelen bir aracın önünde durmayız.

 

Demek ki genç karate KA arkadaşımızın sokakta kavga ederken kavga ettiği kişi ve kişiler tarafından bıçak veya benzeri bir şeylerle saldırmalarından korkması gayet doğal. Hatta ve bu korkuyu hiç aklından çıkarmaması da elzem!

 

Tarihçesini inceleyecek olursak Karate DO’nun da böylesi bir korkunun ürünü olarak ortaya çıktığını görürüz. Asırlarca önce Okinowa’lı Sho Hanedanından ünlü Kral Hashi, Çin Denizindeki tüm Ryu Kyu adalarını tek bir krallıkta birleştirdikten sonra potansiyel rakiplerinin cesaretlerini kırmak için krallıktaki tüm silahlara el koymuş. Elindeki silahlarını kaybeden halk hırlıya, hırsıza ve zorbaya karşı malını, mülkünü, canını ve ailesini korumakta aciz kalmış. Silah olmadan korunmanın yolları aramaya başlanmış. Öteden beri Shaolin rahipleri ruh ve vücutlarını dünyevi arzulardan kurtarmak, fiziksel ve zihinsel bedenlerini geliştirmek için manastırlarda üstatları Daruma Taishi’den öğrendikleri bir takım sportif hareketleri yapıyorlarmış. Çin’in en ünlü dövüşçüleri bu rahiplerin arasından çıkarmış. Bu rahipler savunma ihtiyacını duyan halkı gizli gizli eğitmeye başlamışlar. Dövüş sanatlarının ilk temelleri işte bu rahipler tarafından atılmış. Ve zamanla gelişerek günümüze kadar gelmiş.

 

Yani Karate DO ve diğer dövüş sanatları da bir bakıma savunma içgüdüsüyle duyulan korkunun eseridir diyebiliriz.

Buraya kadar birçok şey anlatmamıza rağmen genç karate KA arkadaşımızın asıl sorusuna yanıt vermiş değiliz. Arkadaşımız, ‘Kavgadan kaçmam ama bıçak v.b. kesici ve delici aletler kullanılmasından korkuyorum, böylesi bir durumda ne yapmam gerekiyor bana bu konuda ne tavsiye edersiniz?’ diyordu.

 

Bir köpeğin saldırısına uğranıldığında yapılması gereken neydi?

Ya tabana kuvvet kaçacaktık. Ya da (kaçamayacak durumdaysak) durup kendimizi en iyi şekilde savunacaktık… Bu sadece insanların değil tüm hayvanlarında uyguladıkları içgüdüsel bir yöntem. Onlarda tehlike karşısında önce kaçmayı, kaçamayacaklarını anladıkları anda da durup, düşmanları onlardan çok güçlü olsalar bile var güçleriyle canlarını korumaya çalışırlar.

Ama ben karate KA arkadaşıma öncelikle ne kaçmayı ne de dövüşmeyi tavsiye edeceğim. Tavsiyem dövüşmekten kaçınmak, dövüşmeye neden olan koşulların oluşmasında pay sahibi olmaması şeklinde olacak. 

Bizim toplumda kavga çok zaman durup dururken çıkar. Sudan sebeplerle gırtlak gırtlağa geliriz. Ters baktın, sesini yükselttin, omuz attın, el kol hareketi yaptın, küfür ettin diye sille tokat gireriz birbirimize! Hanıma kızarız, ondan hırsımızı alamayınca sokağa fırlar önümüze ilk çıkan günahsız birine çatarız. Patronumuzdan, amirimizden azar işitiriz, onun yerine koyar zavallı birini eşek sudan gelinceye kadar döveriz. Kadın kız meselesine ise hiç girmiyorum!

Velhasıl bizim toplumumuzda kavga etmek için, hatta cinayet işlemek için mutlaka ciddi bir sebebin olması gerekmez.

 

Başımdan geçen basit bir olayı örnek göstermek istiyorum. Birçoğunuzda bu olayın benzerlerini yaşamışsınızdır:

 

Arabamla yan yoldan ana yola girmem gerekiyordu. Trafik yoğun olduğu için yolun sakin bir anını kolluyordum. Bir ara böyle bir fırsat doğdu yolun sağ şeridine girmek üzere gaza bastım. Tam o sırada arkamdan çok süratli gelen birini dikiz aynasında gördüm. Yol üç şeritli yoldu. Ben sol şeride ulaştığımda sağ tarafta bomboş olan iki şerit vardı. Üstelik şehir içindeydik. Azami sürat 50 ki’ydi. Az ilerde de trafik ışığı vardı. Arkadan gelen aracın sürücüsü son sürat yanımdan geçerken bana bakarak bir sürü el kol hareketleri yaptı. Trafik ışıklarında kırmızı yanınca her ikimizde mecburen durduk. O hala bana bakıp bir şeyler söyleyip duruyordu. Sağ taraftaki camı açıp ne diyorsun diyecek oldum. Kapıyı açıp fırladı, sağ taraftaki kapının camından yarı beline kadar uzanarak bana vurmaya çalıştı. Ufak tefek bir adamdı. Tek elimle tutup havaya kaldırabilirim dediğimiz tipler var ya işte onlardan bir ufaklık. Suratı yumruğumu yapıştırmam için çok müsait pozisyondaydı. Boyu kısa ve vücudu dışarıdaydı. Bu nedenle bana bir türlü ulaşamıyordu. Ben ise sol tarafta direksiyon başında hiç istifimi bozmadan oturuyordum.

Hırsından kudurmuş vaziyette iken birileri geldi, alıp arabasına doğru götürdüler zavallıyı. Yeşil ışık yanınca her ikimizde ayrı istikametlere doğru kendi yolumuza devam ettik.

 

Şimdi bazıları,’Hocam arabadan inip adamı niçin dövmedin’ diye soracaktır!

Niçin dövseydim ki? Adamı tanımıyorum. Ömrüm boyunca onu hiç görmedim. Bir kez daha görsem belki de tanımam bile… Aramızda hiçbir husumet yok… Ben onun biraz hızını kesip kırmızı ışıkta durmasına sebep olmaktan başka ona hiçbir zarar vermedim. O da bana bir zarar vermedi. Rahatça dövebileceğim biriydi. Aslında belki de dayağı hak etmişti de! Belli kibir şeye kızmıştı. Yukarda değindiğim gibi kızmasına neden olabilecek birine! Karısına, amirine, patronuna ya da borcunu ödemeyen alacaklısına! Genç karate KA arkadaşıma öncelikle dövüşmemeyi yeğleyeceksin derken yukarıdaki gibi nedenlerle her an kavga çıkabileceğini, kavga ettiği kişinin ona zarar verebileceği gibi onunda, hiç tanımadığı birine zarar verebileceği, bu zarardan dolayı başının ağrıyabileceğini vurgulamak istiyordum.

 

Ama her şeye rağmen dövüşmek zorunda kaldığımızda tabiki kendimizi savunacağız. Hem de en iyi şekilde savunacağız. Bıçak v.b. aletlere karşı tavsiyem ise bir karate Ka olarak kendimizi en iyi şekilde yetiştireceğiz. Teknikleri en iyi şekilde öğrenip, en iyi şekilde uygulayabileceğiz. Reflekslerimiz son derece gelişmiş olacak. Bir çok arkadaşımda kondisyon eksikliği sari bir hastalık gibi. Dojo’ya haftada birkaç gün gelip birkaç saat antrenman yapmakla sporcunun kondisyonu yeterli seviyeye çıkmaz. Her gün hiç olmazsa bir iki saat kondisyonumuzu yükseltecek çalışmalar yapmalıyız.

Dayanıklılık eksikliğimizin yanında diğer bir eksikliğimizde kaslarımızı güçlendirecek çalışmalara önem vermememiz.

 

Teknik, dayanıklılık ve güç sporcuyu yenilmez kılar.

Akıl ve soğukkanlılık ise sporcuyu yönlendirir.

Yukarda saydığım nitelikleri kazanan sporcu bıçak v.b. aletlere karşında bile kolay kolay postu deldirmez!

 

Ama içinde insan sevgisi olan sporcu kavgayı başlatan taraf olmaz!

Güler yüz tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, derler.

Büyük Atatürk’ün Şu veciz sözüyle yazımızı bağlayalım:

BEN SPORCUNUN ZEKİ, ÇEVİK VE AKILLI OLANINI SEVERİM.

Başka söze hacet var mı bilmem?

                                                      

Necmettin ÖZDEMİR

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret174902
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.76645.7895
Euro6.35976.3852
Hava Durumu
Saat
E BİLGİ

DÖKÜMANLAR